Borçlu Konkordato İlan Etti, Ne Yapmalıyım? Geçici Mühlet Sürecinde Alacaklının Adım Adım Yol Haritası
- Ocak Yılmaz Partners Hukuk

- 11 dakika önce
- 7 dakikada okunur
Ticari hayatta alacaklı sıfatıyla karşılaşılan en sarsıcı bildirimlerden biri, borçlu şirket hakkında konkordato talebi üzerine geçici mühlet kararı verildiğinin öğrenilmesidir. Tahsil çabaları bir anda durur, başlatılmış icra takipleri askıya alınır ve alacaklı çoğu zaman süreci uzaktan izlemekten başka bir imkanının bulunmadığı izlenimine kapılır. Uygulamada en sık yöneltilen soru da budur: borçlu konkordato ilan etti, ne yapmalıyım?

Oysa 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, geçici mühlet döneminde alacaklıya kullanılabilecek somut ve süreye bağlı haklar tanımaktadır. Bu hakların önemli bir bölümü, süresinde kullanılmadığı takdirde telafi edilemez niteliktedir. Aşağıda, geçici mühlet kararının verilmesinden kesin mühlet hakkında karar verilecek ilk duruşmaya kadar geçen dönemde alacaklının izlemesi gereken adımlar sırasıyla ele alınmaktadır.
Geçici Mühlet Kararı Alacaklı Bakımından Ne Anlama Gelir? Borçlu Konkordato İlan Etti, Ne Yapmalıyım?
Mahkeme, konkordato talebi üzerine İİK m. 286’da sayılan belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde, başkaca bir araştırma yapmaksızın derhal geçici mühlet kararı verir (İİK m. 287/1). Geçici mühlet üç aydır, borçlunun veya geçici komiserin talebi üzerine en fazla iki ay daha uzatılabilir ve toplam süre beş ayı geçemez. Mahkeme aynı kararla, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir konkordato komiseri görevlendirir.
Alacaklı bakımından belirleyici hüküm İİK m. 288/1’dir: geçici mühlet, kesin mühletin sonuçlarını doğurur. Bu itibarla takip yasağı, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararlarının uygulanmaması ile zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin işlememesi sonuçları, kesin mühlet beklenmeksizin ilk günden itibaren doğar. Bununla birlikte geçici mühlet kararı, borçlunun mali durumunun incelenerek konkordatonun başarı şansının onaylandığı anlamına gelmez. Bu karar yalnızca belgelerin şeklen tam olup olmadığına ilişkin bir tespite dayanır. Söz konusu ayrım, aşağıda açıklanacak itiraz hakkının hukuki temelini oluşturmaktadır.
Adım 1: İlan Tarihini Tespit ve Yedi Günlük Kesin Süre
Geçici mühlet kararı, Ticaret Sicili Gazetesi ile Basın-İlan Kurumunun resmi ilan portalında ilan olunur (İİK m. 288/2). İlanda, alacaklıların ilan tarihinden itibaren yedi günlük kesin süre içinde dilekçeyle itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hal bulunmadığını delilleriyle ileri sürebilecekleri de belirtilir. Bu sürenin iki özelliği bulunmaktadır. Birincisi, süre kesin süre niteliğindedir; uzatılamaz ve kaçırılması halinde eski hale getirme yoluna gidilemez. İkincisi, süre alacaklıya yapılacak bir tebligattan değil, ilan tarihinden itibaren işlemeye başlar. Kanun, geçici mühlet aşamasında alacaklılara ayrıca tebligat yapılmasını öngörmediğinden, süreci izleme yükü fiilen alacaklının üzerindedir.
Bu nedenle riskli görülen ticari ilişkilerde borçlunun unvanı üzerinden Ticaret Sicili Gazetesi ile resmi ilan portalının düzenli taranması; borçlunun halka açık şirket olması halinde Kamuyu Aydınlatma Platformu bildirimlerinin takip edilmesi yerinde olacaktır.
Adım 2: Alacakları Belgelendirme ve Mühlet Tarihine Göre Tasnif ve 15 Gün İçinde Alacak Bildirimi
Sürecin tamamında yapılacak her hamlenin dayanağı, alacağın hukuki niteliğinin ve doğum tarihinin doğru tespit edilmesidir. Bu aşamada aşağıdaki ayrımlar yapılmalıdır:
• Mühlet öncesi doğan alacaklar: Konkordato projesine tabi olacak, dolayısıyla tenzilat ve vade riski taşıyacak alacaklardır.
• Mühlet sonrası doğan alacaklar: Aşağıda Adım 7’de açıklanacağı üzere farklı bir hukuki rejime tabidir.
• Teminat durumu: Alacağın rehinle temin edilip edilmediği, İİK m. 206/1 anlamında imtiyazlı olup olmadığı yahut adi alacak niteliğinde bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
• Konusu para olmayan alacaklar: Bu alacaklar, alacaklı tarafından eşit kıymette para alacağına çevrilerek komisere bildirilir (İİK m. 294/7).
Buna paralel olarak sözleşme ve ekleri, faturalar, sevk irsaliyeleri ve teslim belgeleri, cari hesap mutabakatları, çek ve senet asılları, teminat mektupları ile rehin ve kefalet belgeleri tek bir dosyada toplanmalıdır. Bu dosya, hem yedi günlük itiraz dilekçesinin hem de 15 gün içinde sonraki alacak bildiriminin ortak dayanağını oluşturacaktır.
Adım 3: Yedi Gün İçinde İtiraz Dilekçesi ve Alacakların Bildirimi
İİK m. 288/2, alacaklıya konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hal bulunmadığını delilleriyle birlikte ileri sürerek konkordato talebinin reddini isteme hakkı tanımaktadır. Bu, geçici mühlet aşamasında alacaklının elindeki tek doğrudan hukuki araçtır; zira geçici mühlet talebinin kabulüne, geçici komiser görevlendirilmesine, mühletin uzatılmasına ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz (İİK m. 287 son fıkra).
İtiraz sebepleri uygulamada, İİK m. 286’da sayılan belgelerin niteliği üzerinden kurgulanmaktadır:
• Alacaklı listesinin eksik veya gerçeğe aykırı olması (m. 286/1-b, c). Özellikle itiraz eden alacaklının kendi alacağının listede hiç yer almaması yahut eksik gösterilmesi, borçlunun malidurumunu eksiksiz ortaya koymadığını gösteren güçlü bir dayanaktır.
• Ön projenin dayandığı malikaynağın gerçekleşme kabiliyeti bulunmaması (m. 286/1-a). Öngörülen sermaye artırımı, taşınmaz satışı veya dış finansmanın fiilen gerçekleşmesinin mümkün olmadığı ortaya konulabilir.
• Bağımsız denetim raporunun makul güvence vermemesi (m. 286/1-e). Raporun, teklifin gerçekleşeceği hususunda Türkiye Denetim Standartlarına uygun bir güvence içerip içermediği tartışılabilir.
• Karşılaştırma tablosunun gerçeği yansıtmaması (m. 286/1-d). İflas halinde alacaklıların eline geçecek muhtemel miktarın olduğundan düşük gösterilmesi sıkça karşılaşılan bir eksikliktir.
İtiraz dilekçesinde ayrıca dosyaya alacaklı sıfatıyla dahil olma, dosyayı inceleme ve suret alma yetkisi verilmesi ile konkordato talep dilekçesi, ön proje ve m. 286 belgelerinin tarafa tebliği talep edilmelidir. İtirazın pratik değeri İİK m. 289/2’nin son cümlesinde saklıdır: mahkeme, kesin mühlet hakkında yapacağı değerlendirmede itiraz eden alacaklıların dilekçelerinde ileri sürdükleri itiraz sebeplerini de dikkate alır. Süresinde itiraz etmeyen alacaklı bu imkandan yararlanamaz.
Adım 4: Takip, Haciz ve Faiz Bakımından Hukuki Durumu Belirleme
İİK m. 294 uyarınca mühlet içinde, 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere borçlu aleyhine hiçbir takip yapılamaz; evvelce başlamış takipler durur; ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları uygulanmaz. Bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşürücü müddetler işlemez. Ancak bu genel kuralın önemli istisnaları bulunmaktadır:
• İmtiyazlı alacaklar: İİK m. 206’nın birinci sırasında yazılı alacaklar (işçi alacakları, nafaka alacakları vb.) için mühlet içinde haciz yoluyla takip yapılabilir.
• Rehinli alacaklar: Rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış takiplere devam edilebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez (İİK m. 295).
• Faiz: Tasdik edilen konkordato projesi aksine hüküm içermediği takdirde, kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi durur (İİK m. 294/3).
Mevcut hacizlerin akıbeti bakımından ise konkordatonun bağlayıcı hale gelmesi, geçici mühlet kararından önce başlatılmış takiplerde konulan ve henüz paraya çevrilmemiş olan hacizleri hükümden düşürür (İİK m. 308/ç). Buna karşılık imtiyazlı alacaklar, rehinli alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları ve amme alacakları için konulan hacizler bu hükmün dışında tutulmuştur. Bu ayrım, hacizlerinizin sırasının korunup korunmayacağını doğrudan belirlediğinden erken aşamada tespit edilmelidir.
Adım 5: Rehin, Hapis Hakkı, Takas ve Temlik Yapılarını Gözden Geçirme
Takas, İİK m. 200 ve 201’e tabidir ve bu maddelerin uygulanmasında geçici mühletin ilanı tarihi esas alınır (İİK m. 294/4). Borçlu ile karşılıklı borç ilişkisi bulunan alacaklılar bakımından takas, mühlet döneminde fiilen sonuç doğurabilecek sınırlı sayıdaki araçtan biridir.
Zilyetliğinde borçluya ait mal veya kıymetli evrak bulunan alacaklılar bakımından TMK m. 950 ve devamı hükümlerindeki hapis hakkı değerlendirilmelidir. Hapis hakkı rehin hükümlerine tabi olduğundan alacaklıya rehinli alacaklı konumu sağlar. Ancak mühlet süresince satış yapılması mümkün olmadığından bu hakkın işlevi tahsil değil, sıra ve teminat pozisyonunun korunmasıdır.
Alacak temlikine dayalı finansman yapıları da yeniden incelenmelidir. Konkordato mühletinin verilmesinden önce müstakbel bir alacağın devri sözleşmesi yapılmış ve devredilen alacak mühletin verilmesinden sonra doğmuş ise, bu devir hükümsüzdür (İİK m. 294/6). Faktoring ve temlik temelli teminat yapılarında bu hüküm doğrudan sonuç doğurmaktadır.
Adım 6: Kefil, Ciranta ve Müşterek Borçlulara Karşı Haklarınızı Kullanın
Konkordato, kural olarak yalnızca borçlu bakımından sonuç doğurur. İİK m. 303/1 uyarınca konkordatoya muvafakat etmeyen alacaklı, borçtan birlikte sorumlu olanlara karşı bütün haklarını muhafaza eder. Konkordatoya muvafakat eden alacaklı ise, haklarını borçtan birlikte sorumlu olan kişilere ödeme mukabilinde devir teklif etmek ve onlara toplantıların günü ile yerini en az on gün önce haber vermek şartıyla aynı hükümden yararlanır.
Bu hüküm uygulamada çeklerin ve bonoların cirantaları, avalistler, müteselsil kefiller ve müşterek borçlular bakımından doğrudan sonuç doğurmaktadır. Mühlet, borçluya karşı takip yapılmasını engellerken bu kişilere karşı takip yolu açık kalır. Geçici mühlet döneminde fiilitahsil kabiliyeti bulunan yol çoğu zaman budur. Bu nedenle teminat ve kefalet yapısının ivedilikle çıkarılması, kambiyo senetleri bakımından müracaat haklarının korunmasına ilişkin sürelerin ayrıca gözetilmesi gerekir.
Adım 7: Devam Eden Sözleşmelerde Konum
İİK m. 296/1 uyarınca, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerin devamı esastır. Bu sözleşmelerde yer alıp da konkordato talebinde bulunulmasını sözleşmeye aykırılık, haklı fesih sebebi yahut muacceliyet sebebi sayan hükümler uygulanmaz; sözleşmede bu yönde bir hüküm bulunmasa dahi sözleşme, borçlunun konkordatoya başvurduğu gerekçesiyle sona erdirilemez. Aşırı külfetli sürekli borç ilişkilerini feshetme yetkisi ise yalnızca borçluya tanınmıştır (m. 296/2). Kısacası alacaklı, konkordato gerekçesiyle sözleşmeden tek taraflı olarak çıkamaz.
Denge, aynı fıkranın son cümlesinde kurulmuştur: geçici ve kesin mühlet süresince devam eden sözleşmeler nedeniyle borçlanılan edimler karşılıklı olarak ifa edilir. Mühlet sonrası ifalara ilişkin alacaklar, mühlet öncesi alacaklarla aynı kefeye konulamaz; cari olarak ödenmelidir. Bu hüküm, TBK m. 97’deki ödemezlik def’i ile birlikte değerlendirildiğinde, mühlet sonrası ifaların peşin ödeme veya teminat şartına bağlanmasını meşru kılar.
Buna ek olarak, geçici mühlet kararından sonra komiserin izniyle akdedilmiş borçlar adi konkordatoda konkordato şartlarına tabi değildir; temerrüt halinde mühlet sırasında dahi icra takibine konu edilebilir ve İİK m. 206 kapsamında rehinli alacaklardan hemen sonra, diğer bütün alacaklardan önce ödenir (İİK m. 308/c). Aynı kural, karşı edimin ifasını komiserin izniyle kabul eden borçlunun taraf olduğu sürekli borç ilişkilerindeki karşı edimler bakımından da geçerlidir. Bu itibarla mühlet döneminde mal veya hizmet vermeye devam edecek alacaklının, ifayı komiserin yazılı izni çerçevesinde gerçekleştirmesi belirleyici önemdedir. Yazılı izin alınmaksızın sürdürülen ifa, imtiyazlı konumdan yararlanmayacak ve yeni bir tahsil edilemez alacak yaratmaktan ibaret kalacaktır.
Kesin mühlet hakkında bir karar verilebilmesi için mahkeme, borçluyu ve varsa konkordato talep eden alacaklıyı duruşmaya davet eder; geçici komiser duruşmadan önce yazılı raporunu sunar ve mahkemece gerekli görülürse beyanı alınmak üzere duruşmada hazır bulunur (İİK m. 289/2). Kesin mühlet kararı, geçici mühlet süresi içinde verilir.
Bu aşamada alacaklının iki hamlesi bulunmaktadır. Birincisi, geçici komisere yazılı başvuruda bulunarak alacağını belgeleriyle bildirmek ve borçlunun beyanlarına ilişkin itirazlarını kayda geçirtmektir; zira komiserin mahkemeye sunacağı rapor, kesin mühlet kararının fiilibelirleyicisidir. İkincisi, duruşma gününü takip ederek hazır bulunmak ve itiraz sebeplerini duruşmada da somutlaştırmaktır.
Kesin Mühlet Kararından Sonra Sizi Ne Bekliyor?
Konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğu anlaşılırsa borçluya bir yıllık kesin mühlet verilir; güçlük arz eden özel durumlarda bu süre altı aya kadar uzatılabilir (İİK m. 289/3 ve 289/5). Bu aşamada alacaklı bakımından iki başlık öne çıkar.
• Alacak kaydı — on beş günlük süre. Alacaklılar, komiser tarafından yapılacak ilanla, ilan tarihinden itibaren on beş gün içinde alacaklarını bildirmeye davet olunur. Alacağını bildirmeyen alacaklıların, bilançoda kayıtlı olmadıkça konkordato projesinin müzakerelerine kabul edilmeyecekleri ihtarı ilanda ayrıca yer alır (İİK m. 299). Yedi günlük itiraz süresinden sonra kaçırılması halinde en ağır sonuç doğuran süre budur.
• Alacaklılar kurulunda temsil. Mahkeme, kesin mühlet kararıyla beraber veya kesin mühlet içinde, yedi alacaklıyı geçmemek ve tek sayıda olmak kaydıyla bir alacaklılar kurulu oluşturabilir. Hukuki nitelik itibarıyla birbirinden farklı olan alacaklı sınıfları ile varsa rehinli alacaklılar bu kurulda hakkaniyete uygun şekilde temsil edilir (İİK m. 289/4). Kurulda temsil talebinin daha itiraz dilekçesinde ileri sürülmesi yerinde olur.
Sonuç
Geçici mühlet dönemi, alacaklı bakımından pasif bir bekleme dönemi değildir. Konkordato geçici mühlet sürecinde alacaklının konumunu belirleyen iki süre bulunmaktadır: ilandan itibaren yedi günlük itiraz süresi ve 15 gün içinde alacakların bildirimi ve kesin mühlet sonrasında komiser ilanından itibaren on beş günlük alacak bildirim süresi. Bunların yanında teminat, kefalet ve ciranta ilişkilerinin harekete geçirilmesi ile devam eden sözleşmelerde ifanın komiser izni ve karşılıklılık esasına bağlanması, alacağın nihai akıbetini büyük ölçüde belirlemektedir. Konkordato dosyaları, alacağın niteliğine, doğum tarihine ve teminat yapısına göre birbirinden esaslı biçimde ayrışır. Bu nedenle sürecin, alacağın dayandığı hukuki ilişki, mevcut teminatlar ve mühlet tarihi bir arada değerlendirilerek dosyaya özgü biçimde yönetilmesi; özellikle yedi günlük itiraz süresinin ilan tarihi esas alınarak derhal hesaplanması önem taşımaktadır.
İşbu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut uyuşmazlıklar bakımından bir avukata danışılması gerekmektedir.




Yorumlar